• Ana Sayfa

DOLABIN İÇİNE ATTIKLARIMIZIN ROMANI

Yakın Gözlüğü

Burcu Aktaş                  

bu.aktas@gmail.com


İsmiyle kendini anlatan kitaplardan Ben, Babam ve Diğerleri. Roman bittikten sonra “birey, erk ve toplum” çıkmayacaktı da ne çıkacaktı “ben, babam ve diğerleri”nin altından demeden edemiyor insan. 

Göktuğ Canbaba, dolabın içine attıklarımızın romanını yazmış Ben, Babam ve Diğerleri’yle. Canbaba, temelde üç damar üzerinden giderek hikâyesini anlatıyor: Durum komedisi, gerilim ve fantastik. Ve söylemeli ki bir araya getirdiği bu üç damarın da altından kalkıyor. 

Roman, birkaç saat önce kocası tarafından terk edilen Sibel’le açılıyor. Canbaba, başkarakteri, düğün fotoğrafçısı Sibel’in hikâyesini anlatırken okura derdinin bir tek bu terk ediliş olmadığını hissettiriyor. Yazarın “İlişkiler çoğu zaman depremlere benzerdi,” yönlendirmesiyle deprem etkisi yaratmış başka bir ilişkiye varılacağı seziliyor. Nitekim Sibel’in kocasına duyduğu öfke sayfalar devrildikçe yönünü başka bir erkeğe çeviriyor: Babaya. Ki bu baba, tüm dünyanın tanıdığı ama kızının tanımadığı, cinayete kurban giden bir heykeltıraş.

Evlilik üzerine bir parodi

Roman yönünü baba meselesine çevirmeden önce, yazarın eleştireceği başka bir şey var ama: Evlilik. Bozulan bir evlilikle başladığımız romanda başkarakterin düğün fotoğrafçısı oluşu mükemmel bir eleştiriye de zemin sağlıyor. Terk edilmiş ve öfkeli Sibel’in evliliğe adım atacak çiftlerin “en mutlu gün”lerini fotoğrafladığı bölümler durum komedisinin gücünü arkasına alarak eleştirel bir metne dönüşüveriyor. Göktuğ Canbaba, kadın-erkek ilişkilerinin toplumsalın ona verdiği güçle biçimlenişini damatlar ve gelinler üzerinden, kimi zaman kahkahalar attırarak kimi zaman “Ne eksik ne fazla, tam böyle,” dedirterek anlatıyor. Mahalle berberi tarafından pelikana çevrilen damatların, dünyayı sadece kendi etrafında döndüren çiftlerin, tüm akrabaların ve komşuların müdahil olduğu gelin evlerinin bir parodisi ortaya çıkan. Canbaba’nın dediği gibi, “Birbirini iten, tokatlayan gelin-damat kıyafetli çocuklar, belki de evlilik üzerine en anlamlı piyesi icra ediyorlar.” 

Göktuğ Canbaba

Terk edilişinin yasını tutarken bir yandan da düğün fotoğrafları çekmeye devam eden Sibel, toplum şemsiyesinin altında boğuladursun, yazar hikâyeyi fantastik bir boyuta doğru çekmeye başlıyor. Sibel’in çekimlerinden birinde aniden pelüş bir panda beliriyor. Beliren ağzı bozuk, pelüş panda Sibel’e isyankârlığın yolunu gösteriyor çoğu zaman. Birden ortaya çıkışıyla, fütursuzluğuyla tıpkı Sibel’i rahatsız ettiği gibi arada okuru da rahatsız eden panda gerilimi başlatan unsur oluveriyor. Ve sonunda kaçınılmaz olarak oyuncak panda Sibel’in çocukluğuna giden yol oluyor. Böylelikle babaya, baba figürüne doğru bir kazıya başlıyor Göktuğ Canbaba. Bu bölümlerde gerilimi tırmandırmaya devam eden yazar, Sibel’in hiç yanında olmayarak onu üzen heykeltıraş babasının hikâyesinde de sürprizleri ustalıkla sona kadar saklamış.

Yazının başında Ben, Babam ve Diğerleri için dolabın içine attıklarımızın romanı demiştim, şunu da eklemeli; o dolabın içine atarak unutmaya çalıştığımız şeyler hayatımız… Hikâyesinin sonunda Canbaba bunu okura apaçık gösteriyor. Romanın en dikkat çeken yanı bahsettiğim üç damarı (durum komedisi, gerilim ve fantastik) mükemmel birleştirişi. Ama hikâyeyi bir solukta okumamızı sağlayan ve başarıyla yaratılmış bir kadın karakter olan Sibel’i es geçmemek gerekir. 

Göktuğ Canbaba, edebiyatın hem yetişkinlerin hem çocukların can simidi olduğunu çok iyi bilen bir yazar. Belki bu yüzden her iki taraf için de üretiyor. Canbaba’nın kitaplarıyla her iki tarafı da tatmin ettiğini söylemek gerekir. Zamanı gelmişken işte yazardan bir soru: “İnsanın kalbi büyükken mi, yoksa küçükken mi parçalara ayrıldığında zordur birleştirmesi?”

Yazarın her iki alanda ürettiği kitapları okuyarak kararı okur versin diyeyim. 

Satın almak için tıklayınız.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Daha Fazla

ÖDÜLLER MEVSİMİ

Sonbahar gelir, okullar açılır ve yayınevlerinde hareket başlar; bizler de yeni bir oluşum içinde, yeni heyecanlarla yazmayı sürdürürüz. Sonbahar aynı zamanda ödüller mevsimidir, peşpeşe kitaplar yayınlanırken, diğer yanda geçen senenin kitaplarına da ödüller yağmaya başlar.

DİYALOGLAR’IN EKİM AYI KONUSU SU KÜRÜ

Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy tarafından gerçekleştirilen Diyaloglar serisinin Ekim ayı konusu Can Yayınları tarafından yayınlanan, Sophie Mackintosh imzalı Su Kürü.

SEVGİ SOYSAL 83 YAŞINDA!

Kırk yıllık ömrüne birbirinden değerli eserler sığdırmayı başaran Sevgi Soysal'ı 83. doğum gününde özlemle anıyoruz.

Gündem

HAYAL GÜCÜNÜN HER NEVİSİ

Fantastes ve Dünyanın Ötesindeki Orman’la başlayan dizinin devamında da fantastik edebiyatın nasıl, nereden, neden, kimler sayesinde bugünkü tanım kümesine eriştiğini görebileceğimiz, yolculuk ve arayış edebiyatının geçmişine doğru bir yolculuk ve arayışa çıkacağımız eserlerle karşılaşacağız.

EDEBİYAT SUÇLUSUNUN ANIMSAYIŞLARI

Yağmur altında sokakta şemsiyesiz yürürken, esen rüzgârla iliklerimize kadar üşüdüğümüzü hissettiğimiz an karşımızda ışığı yanan bir pencere görmeye benziyor Bir Gölge Gibi Silineceksin.

ROCK EFSANELERİNİN TÖREN ALAYI: CEM KARACA’DAN ZAPPA’YA “APTÜLİKA”

Renklerle notaları verip veremeyeceğini merak eden Kandinsky gibi ben de çizgilerle müziği canlandırıp canlandıramayacağımı hep merak ettim.